Şevval Orucu :
Şevvâl, kamerî aylardan olup, Ramazandan sonra gelen ayın ismidir. Şevval ayında altı gün oruç tutmanın pek sevaplı olduğu Hz. Peygamber (sav) tarafından ifade buyurulmuştur. Bu altı günlük oruca Ramazan bayramının ikinci gününden itibaren başlayıp peş peşe tutmanın daha fazîletli olduğunu söyleyen âlimler olduğu gibi, ayrı ayrı günlerde ve haftada iki gün olmak üzere altıya tamamlamanın daha fazîletli olduğunu söyleyen âlimler de vardır. Tabi bu ileri sürülen görüşler, oruç tutan mü’minlerin daha fazla sevap kazanmalarını istemekten kaynaklanmaktadır. Yoksa Ramazan ayından sonraki otuz gün içerisinde tutulacak altı gün oruç, Hz. Peygamber (sav)’in müjdesine nâil olmaya yeterlidir. Bunun peş peşe veya ayrı ayrı günlerde olması durumu değiştirmez. Hattâ, kazâya kalmış veya adak oruçlarını bile Şevval ayında tutmak, bu sevabı kazanmak için yeterli görülmüştür. Hz. Peygamber (sav)’in Şevval ayında altı gün daha oruç tutmayı tavsiye etmesindeki esas maksat, ümmetinin daha çok sevap kazanmasını istemek olduğu gibi, bu maksatlarından bir tanesi de ümmetine irâde eğitiminde devamlılık kazandırmak ve Ramazanda alışmış oldukları nefis terbiyesini kaybettirmemektir. Şöyleki :
Ramazan ayı çıktıktan sonra genellikle, bir eğitim yılı boyunca yoğun ve yorucu bir eğitimin ardından tatile çıkan öğrencilerin hissettiği gevşeklik ve rahatlık hissedilir. Bu rahatlamanın hemen arkasından mü’minlerin Ramazanda kazanmış oldukları nefisle mücadeleyi ve irâde terbiyesini kaybetmemeleri ve senenin tamamına yaymaları açısından altı gün daha oruç tutmaları çok önemlidir. Zira psikolojik açıdan da düşünüldüğü zaman insanda alışkanlık yapan davranışlar 30-40 gün içinde oluşmaktadır. Bu tespit, çağımız ilim adamları tarafından da ifade edilmektedir ki, bu mânâda Türkçemizde de “akıllı birine 40 gün deli dense, delirir” tarzında ifadeler de vardır.
İşte Hz. Peygamber (sav) pozitif ilmin tespit ettiği 30-40 günlük zamanın, tam ortasını işaret ederek bunu 36 günle sabitlemiştir. Yani 30 günü ramazan ayından, 6 günü de şevval ayından olmak üzere 36 gün ile sabitlemiştir. Hatta ramazan ayının 29 çekmesi halinde, 6 gün de Şevval’den tutulursa 35 eder ki, bu da müsbet ilmin tespit ettiği 30-40 günlük zamanın tam ortası olan 35 gün eder. Burada Nasreddin Hoca merhûma atfedilen bir fıkrada “siz neden hep elinizi sabit tutarak saz çalıyorsunuz? Halbu ki gerçek saz ustaları ellerini gezdirerek çalıyorlar” sorusuna vermiş olduğu cevap hatırımıza gelmektedir : “Yavrucuğum, o saz ustası dediğiniz kimseler benim tuttuğum yeri arıyorlar da ondan!...” Demek ki, pozitif ilim de Rasûlullah (sav)’in tespit ettiği rakamı arıyor da ondan 30-40 demiştir.
Şevval ayında tutulacak altı günlük orucun sevabına gelince; bunu Ebû Eyyûb el-Ensârî (ra)’den rivayet edilen bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber (sav) şöyle haber verir :
مَنْ صَامَ رَمَضَانَ، ثُمَّ أَتْبَعَهُ سِتًّا مِنْ شَوَّالٍ كَانَ كَصِيَامِ الدَّهْرِ
“Ramazan orucunu tutan ve buna Şevval ayında altı gün oruç daha ekleyen kişi, bütün seneyi oruçlu geçirmiş gibi olur.”(Müslim , Sıyâm 204 – Ebû Dâvûd , Savm 57 – Tirmîzî , Savm 53 - Ibn-i Mâce , Sıyâm 33).
İslam alimleri Hz. Peygamber (sav)’in bu hadisteki “bütün seneyi oruçlu geçirmis gibi olur” ifadesini, “Kim iyi bir amel işlerse, onun için on katı sevap vardır” (En’âm 160) âyetiyle birlikte değerlendirerek şöyle bir hesaplama yoluyla bu Nebevî müjdeyi somut olarak gözler önüne sermişlerdir :
1 ay olan Ramazan ayını 10 a çarpınca 10 ay eder. Şevval ayındaki 6 günü de 10’a çarpınca 60 gün yani 2 ay eder. 10+2=12 ay eder ki, bu da senenin tamamıdır demişlerdir. Başka bir hesaplama ile de :
30 günlük Ramazan orucunu En’âm 160. âyete göre 10 ile çarpınca 300 gün eder. Şevval ayında tutulan 6 gün orucu da yine aynı ayete göre 10 ile çarpınca 60 gün eder. 300+60=360 gün eder. Bir yılda 365 gün vardır. Geriye kalan 5 gün ise, oruç tutulması dînen yasak olan Ramazan bayramının 1. günü ile, Kurban bayramının 4 günü. Bu beş günü de çıkarınca yine aynı hesap ortaya çıkar demişlerdir.
Görüldüğü gibi, Efendimiz (sav)’in bu mûcezevî açıklaması inanmış gönüllere ters gelmediği gibi, ilmî hesaplamalara da ters gelmeyerek hem akılla ve hem de ilimle uyuşmaktadır. Zira O (sav)’e geçmiş ve gelecek ilimlerin tamamının öğretildiğini yine kendi ifadelerinden öğrenmekteyiz. Bunun yanın da, O (sav)’in özelliklerinden bir tanesi de “Cevâmiu’l Kelîm” sıfatına yani “az sözle, çok mânâlar ifade edebilme” özelliğine sâhip olmasıdır.
 |