Aktif Olaylar
| Ruh Çağırmak |
|
|
|
|
RUH ÇAĞIRMAK : Evvelâ şuna işaret edelim ki, toplumumuzda “cin çağırma” ve “cinlerle irtibat kurma” işi eskiden beri bilinmekte idi. Şimdilerde ise bunun adını “ruh çağırma” koyarak biraz daha modernize etme yoluna gidildi. Dolayısıyla günümüzde yaşanan bu tür saçmalıklar, eskiden yapılan kehânetliğin şekil değiştirilmiş yeni versiyonudur. İnsanların bilinmeyen ve gizemli şeylere olan tabii merakları ile dini kültürün zayıflığı, ruh çağırma celseleri tertipleyenlerin eline koz vermiştir. Fizikötesi âlem ile irtibat kurma iddiasıyla yapılan bu gibi faaliyetler, sadece çıkar ve inanç sömürüsü aracıdır. Zira birtakım din ve duygu istismarcıları; gâipten haber almak, tıbbın âciz kaldığı hastalıkların tedavisini yapmak ve insanların içinde bulundukları ve bir türlü çözemedikleri problemleri çözmek iddiâsıyla ruh çağırma celseleri tertiplemektedirler. Aslında bu da bir nevî modern kâhinliktir. Ruh çağırma seanslarında üzerinde harfler ve birtakım gerekli yazılar bulunan büyükce bir karton kutu veya bir sepet, bir kalem ve üzerine okunmuş bir de fincan gibi malzemeler kullanılır. Ruh çağırma seansını ise genelde celse başkanı olan hipnotizmacı ile, ruhlarla insanlar arasında aracılık ettiğini ileri süren bir medyum yönetir. Hipnotizmacı tarafından hipnotize edilerek etki altına alınan medyum, trans haline yani yarı uyku durumuna girerek, sözde insan ruhlarıyla iletişim kurduğunu iddiâ etmeye başlar. Şurası muhakkak ki, ruh çağırma celseleri genellikle dînî bilgisi az olan ve islâmî kültür seviyesi düşük olan sosyete denilen çevrede yaygındır. Bu seanslara katılan insanlar daha kolay inandırılır ve bu meselede büyük hayret ve dehşet içinde kalırlar. Zira onlar, ruh çağırılması esnasında meydana gelen gizemli şeylerden ötürü büyük bir ürperti duyarlar. Medyumlar insanlara genelde kaybolan şeylerinizi ve başınıza gelecekleri biz biliyoruz diyorlar. Medyum, fincanla ruh çağırırken, “falancanın ruhu gel” diyor; o çağırdığı şey gelince de, “şu şöyle mi? Bu böyle mi?” gibi sorular soruyor, fincan evet veya hayır yazılı tarafa hareket ediyor. Böylece sorulan şeye cevap verilmiş oluyor ki, bazen isabet ettiği de görülüyor. Ruh çağırma seanslarına iştirak eden insanların şâhit oldukları olayda oraya gelen şey nedir? Gerçekten bir insanın rûhu mu? Yoksa başka bir şey mi? Bizler, müslümanlar olarak kâinatta gözle göremediğimiz, duyu organlarımızla hissedemediğimiz fakat varlığından da şüphe etmediğimiz bir takım görünmez güçlerin olduğuna îman ederiz. Zira Allah Teâlâ : فَلاَ أُقْسِمُ بِمَا تُبْصِرُونَ (38) وَمَا لاَ تُبْصِرُونَ (39) إِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ (40) “Görebildikleriniz ve göremediklerinize yemin ederim ki, Kur’ân çok şerefli bir elçinin getirdiği sözdür”[1] buyurarak, bu âlemin sadece gözle gördüklerimizden ibâret olmadığını açıkça ifâde buyurmuştur. Dolayısıyla âyette belirtilen “göremediklerimizin” melekler, cinler, şeytanlar ve ölmüş insanların rûhu... gibi şeyler olduğuna vurgu yapılmaktadır. Öyleyse ruh çağırma esnasında odaya gelen şeyin bunlardan bir tânesi olması gerekir. Acaba hangisi? Ruh çağırma esnâsında, iddiâ edildiği gibi gerçekten odaya bir şey geliyor, hipnotizmacı ve kâhine birtakım bilgiler veriyorsa; odaya gelen görünmez gücün şunlardan biri olması gerekir. 1- Ölülerin ruhları : 2- Melekler : 3- Cinler ve şeytanlar :
Ruh çağırma seanslarında odaya gelerek hipnotizmacı ve medyuma çeşitli bilgiler veren gizli güç, bu üç gurubun hangisidir acaba? Şimdi de ona bakalım :
1- Odaya gelen görünmez şey, ölmüş insanlardan birnin rûhu diyemeyiz. Zira Hz. Peygamber’in ifâdesine göre, “ölmüş insanların ruhları” ya kabirlerinde azap çekiyorlar; veya cennet bahçelerinden birinde doyumsuz lezzetlerle rızıklanıyorlar. Eğer iddiâ edildiği gibi odaya gelen şey kötü insanların ruhları ise, bu imkansızdır. Çünkü Kur’ân’ın beyanına göre kötülerin ruhları azap meleklerinin elindedir ki, kabirde kendisine hazırlanan şartlardan ve azap meleklerinin ellerinden kurtulup tekrar dünyaya dönerek kendisinden birşeyler soran şarlatanların sorularına cevap vermesi aslâ imkan dâhilinde değildir. Hattâ bunları Peygamber çağırsa dâhi !... Buhârî ve diğer hadis kitaplarında geçen bir Hadis-i Şerif’e göre; Bedir Savaşı tamamen bittikten sonra Rasûlullah Efendimiz müşrik ölülerinin başına gelip dikildi ve : “Sizler, Peygamberiniz için ne kötü Peygamber aşîreti oldunuz. Sizler beni yalanlarken diğer insanlar tasdik etti. Sizler beni yardımsız bırakırken diğer insanlar bana yardım etti. Sizler beni yurdumdan çıkarırken diğer insanlar bana yurtlarını açtılar” diye serzenişde bulundu. Daha sonra da Bedir kuyularından birine atılmalarını emretti ve oraya atıldılar. Müşrik ölüleri kuyuya atılıp üzerleri kapatıldıktan sonra Rasûlullah başlarına dikildi ve onlardan bazılarını ismen zikrederek şöyle seslendi : “Ey Utbe, Ey Şeybe, Ey falan, Ey filân! Rabbinizin size vaadettiğini gerçek olarak buldunuz mu? Şüphesiz ki ben, Rabbimin bana vaadettiğini gerçek olarak buldum” dedi.[2] Bunun üzerine Hz. Ömer (ra) : “Ey Allah’ın Rasûlü! Kendilerinde hayat eseri olmayan şu cesetlere mi hitâp ediyorsun?” deyince, Rasûlullah (sav) : “Beni hak ile gönderen Allah’a yemin ederim ki, benim söylediğim sözleri siz onlardan daha iyi işitiyor değilsiniz. Fakat onlar cevap veremezler” buyurdu.[3]
Bu hadis-i şerif’e göre, kuyuya atılan cesedlerin ruhları bir peygambere hem de Peygamberlerin Sultânına dâhi cevap veremiyorlarsa, nasıl oluyor da insanların en şerlileri olan medyum ve kâhinlere cevap verebiliyorlar? Öyleyse bu bir göz boyama, aldatmaca ve saptırmadır, Müslümanların dikkatli ve uyanık olmaları gerekir. Ruh çağırma celselerinde odaya gelen şey eğer iyi insanların ruhları ise bunlar da; Cenâb-ı Hakk’ın kendilerine takdîm buyurduğu baş döndüren ilâhî ikramları bırakıp, bu şarlatanların yanlarına dönerek onların çirkef emellerine hizmet etmeye aslâ tenezzül etmezler.
2- Kâhinlerin çağrısına kulak verip gelenler Melekler de olamazlar. Kur’ân-ı Kerim’in beyanına göre : لاَ يَسْبِقُونَهُ بِالْقَوْلِ وَهُمْ بِأَمْرِهِ يَعْمَلُونَ "(Melekler) Allah’tan önce söz söylemezler; ancak O’nun emri ile iş yaparlar.”[4] Dolayısıyla meleklerin bu celselere katılıp yalan yanlış haberlerle medyum ve kâhinlere haber getirmelerini kabul etmek, medyum ve kâhinlerin bu işleri Allah’ın yardımıyla yaptığına îman etmek olur ki, böyle bir düşünce bâtıl ve sapkın bir düşüncedir. Öyleyse bu celselere gelen görünmez şeyin melek olmadığı da açıktır. 3- Cinler ve Şeytanlar : Ruh çağırma celselerinde odaya gelen şey ölmüş bir insanın rûhu ve melekler olmadığına göre, geriye cinler ve şeytanlar kalıyor. İslam itikadına göre cinler ve şeytanlar böyle bir yapıya müsait yaratılmıştır. Zira inancımıza göre her insanın yanında işledikleri amellerini kaydeden iki melek bulunduğu gibi, bir de şeytanları vardır. Bununla beraber cinlerin de insanlara musallat olduklarını biliyoruz. Öyleyse bu celselere gelerek medyum, kâhin, hipnotizmacı ve diğer katılımcıları azdıran görünmez şey olsa olsa ya merdûd bir cin veya şeytandır. Kur’ân-ı Kerim ruh hakkında da : “Ve sana ruh hakkında soru soruyorlar. De ki: “Ruh, Rabbimin bileceği bir şeydir. Size pek az ilim verilmiştir” [5] buyurarak ruh hakkında insana az bir bilgi verildiğini, onun gerçek mâhiyetini ancak Allah’ın bilebileceğini açık ve net olarak haber vermektedir. Bu âyetin beyanına göre bizler rûh’un kendisini göremiyorsak da, onun varlığını kabul ediyoruz. Fakat mâdem ki insanlara ruh hakkında fazla bilgi verilmedi ve insanlar da rûh’un mâhiyetini tam olarak bilemiyor; öyleyse son yıllarda revaçta olan bu “ruh çağırma” hâdisesinin arkasında yatan gerçek niyet ve amaç nedir? Tüm bu uğraşıların, çıkar amaçlı birer kandırmaca olduğu ortadadır. [1] Hâkka 38, 39, 40 [2] , Buhârî, Vudû 74 ; İbn-i Kayyım, Zâdu’l Meâd, c.3, s.230 [3] , Buhârî, Cenâiz 86, Meğâzî 8 ; [4] - Enbiyâ 27 [5] , Bkz. İsra 85 Yorumlar (0)
![]() Yorum Yazın
Yorum ekleyebilmeniz için giriş yapmanız gerekiyor. Henüz bir hesabınız yoksa lütfen kayıt olun.
|


Yerköy Videolari Paylasima ve tartismaya acik Burasi Türkiye Sitesinde yayinlanmaktadir.
















