Aktif Olaylar
| İslam'da Eğlence |
|
|
|
|
İSLAMDA EĞLENCENİN YERİ ve SINIRLARI NEDİR ? Eğlence, literatürde “neşeli ve hoşça vakit geçirilen toplantı” anlamına kullanılır. Eğlence denilince akla genellikle mûsikî eşliğinde yapılan oyun türü faaliyet ve etkinlikler gelir. İslam dini insanların hem dünya hem de âhiret mutluluğunu gözeten bir dindir. Dolayısıyla gerek dünyada gerekse âhirette mutlu bir hayat sürmek isteyen herkes, yaşayışını islâmın koyduğu prensiplere göre yönlendirmek durumuyla karşı karşıya kalmaktadır. Yüce dînimizin getirdiği prensiplere göre meşru ölçüler içerisinde eğlenmek, oynamak ve benzerî sosyal etkinliklerde bulunmak câizdir. Zîra yaratılış kânunlarına bakıldığında insanın çalışan, yorulan ve dinlenme ihtiyacı hisseden bir varlık olarak yaratıldığını görürüz. Dolayısıyla çalışmanın verdiği yorgunluğu ve hayatın monotonluğunu unutturacak çözümler aramak sosyal hayatın içinde vârolan ihtiyaçlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bundan dolayı Allah Teâlâ, yorgunluklarını gidermesi ve gönüllerini eğlendirmeleri için kullarına birçok nîmetler ihsan etmiştir. Haddizâtında dünya nimetlerinin tamamı bir bakıma insanı sıkıntıdan kurtarmak, eğlendirmek için yaratılmıştır. Oyun ve eğlence de insanın dinlenme ihtiyacını gideren, onları kaynaştıran ve hayatın monotonluğunu unutturan etkinliklerdir. Bununla beraber, “müslümanlar hangi oyun ve eğlencelerle bu ihtiyaçlarını karşılamalıdır?” sorusu da karşımıza çıkan önemli bir meseledir. Zîra gönlünce eğlendiği halde bir türlü tatmin olmayan günümüz insanı eğlencede sınır tanımaz hâle gelmiştir. Oysa müslümanlar boş vakitlerini yaratılış gayesine uygun olarak değerlendirmeli, kendisine faydalı eğlenceler bulmalıdır. İşte burada müslümanların oyun ve eğlenceye yaklaşım tarzları bir ayrıma tâbi tutulmalıdır. Esâsen yüce dînimiz gâyesiz ve faydasız vakit geçirmeyi hoş görmemiştir. Zîra Hz. Peygamber “boş vakti”, değerlendirilmesi gereken en önemli nîmetlerden sayarak, “sıhhat ve boş vaktin” insanların çoğunun gaflete düştüğü iki büyük nîmet olduğunu vurgulamıştır. الَّذِينَ آمَنُوا وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُمْ بِذِكْرِ اللهِ أَلاَ بِذِكْرِ اللهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ "Onlar ki, inanmışlardır ve kalpleri Allah’ı anmakla huzura kavuşur; İyi bilin ki kalpler ancak Allah’ı anmakla huzura kavuşur”[1] âyet-i kerîmesine göre; aslında vücudu dinlendiren, gönlü huzura kavuşturan ve ruhları doyuran şey, Allah’a gereği gibi kulluk etmektir. Fakat meşrû sınırlar içerisinde sergilenen oyun ve eğlencelerin toplum pisikolojisi açısından büyük bir önem taşıdığı da muhakkaktır. Bunu dikkate alan yüce dînimiz, toplumsal gerginliği önlemek için insanların bazı olayları vesîle ederek eğlenmelerine müsâde etmiştir. Zîra ibâdet edebilmek ve çalışabilmek için yeni güç kazanmak üzere bedeni ve zihni dinlendirmek, meşrû sınırlar içerisinde eğlenmek ve hoş vâkit geçirmekle sağlanır. İmam Gazâlî, insanların bir araya gelerek eğlenmelerinin ve bu eğlence esnâsında sergileyecekleri oyunların kalbi rahatlatacağını, üzerlerindeki ağırlık ve sıkıntıyı gidereceğini söyler; ölçülü, seviyeli, zamanı israf etmeden ve islâmî sınırlara riâyet edilerek sergilenen oyun ve eğlenceyi yorgunluk ve tembellik hastalığına karşı kalbin devâsı olarak görür. Bununla beraber hastalıkları tedâvi eden ilaçların fazlası gibi, oyun ve eğlencelerin fazlasının da zararlı olduğunu söyler. Gerek Hz. Peygamberin zaman zaman bazı eğlenceleri seyretmesi, ashâbını da bayram ve düğün gibi özel günlerde eğlencelere teşvik etmesi, hattâ düzenlenen eğlenceleri durdurmak isteyenlere engel olması, gerek daha sonraki dönemlerde birçok âlimin aynı yöndeki görüş ve fetvâları, ve gerekse bütün islam tarihi boyunca müslüman toplumların kendi örflerine göre değişik şekillerde eğlenceler düzenlemesi, ilke olarak eğlencenin meşrû ve mübah olduğunu gösterir. Buna aykırı görüş ve fetvâlar hem genel islâmî yaklaşımla ve târihî uygulama ile hem de psikolojik ve sosyal bir varlık olarak insan gerçeğiyle bağdaşmamaktadır. Bununla birlikte diğer alanlarda olduğu gibi eğlencede de niyet, amaç ve davranış biçimi bakımından islam düşüncesi ve ahlâkının ölçü alınması ve dînin öngördüğü kurallara uyulması gerektiğinde şüphe yoktur. İbn-i Kuteybe, “eğlence isteğinin insanın tabiatında var olduğunu, tabiat ve huylara ise karşı gelinemeyeceğini söyler. Bu arada; لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ “Allah’ın Rasûlünde sizin için güzel bir örnek vardır”[3] mealindeki âyeti hatırlatarak şöyle der : Rasûlullah (sav) müslümanlar da şakalaşsınlar diye şaka yapmış, Mescid-i Nebevî’nin önünde kendi millî oyunları olan dirkele yâni “şiş oyunu” oynayan Habeşlilere, “Oynayın ey Erfide oğulları! Yahudiler dînimizde müsâmaha olduğunu anlasınlar”[4] buyurarak bu oyunu oynamalarına ve Hz. Âişe’nin onları seyretmesine müsâde etmiştir. Hattâ “göreyim sizi ey Erfede oğulları!..” diyerek onları teşvik etmiştir. Peygamberimiz (sav) bu oyunlara engel olmak isteyen Hz. Ömer (ra)’ı da, “Bırak onları ey Ömer!” diye uyarmıştır” der.[5] İslâm herşeye bir ölçü koymuş ve Allah’ın koyduğu sınırlara uymanın insanı mutlu edeceğini bildirmiştir. Bu sınırlar çerçevesinde islamî pencereden oyun ve eğlence meselesine bakıldığında şuna rastlarız : Evvelâ tüm oyun ve eğlencelerin meşrû sınırlar içerisinde yapılması, insanın onur ve haysiyetini hiçe sayacak içerikten şiddetle uzak olması zorunluluğu vardır. İnsanın eğlenme ve dinlenme ihtiyacının, temel inanç ve ibadet ilkelerine aykırı olmayacak bir biçimde karşılanıp düzenlenmesi, islâmî âdâba ve genel ahlâk kurallarına uygun düşmesi esastır. Bu ilkelere riâyet ettikten sonra, islamın eğlenme ve hoş vakit geçirmek için yapılacak oyunları hoş karşılamadığını iddia etmek hem insan fıtratını, hem de islam dinini iyi tanımamaktan kaynaklanır. Dolayısıyla fuhuş, içki, kumar gibi dînin haram kıldığı şeylerden arınmış olması şartıyla oyun,mûsikî ve yarış türünden eğlencelerin meşrû sayılması gerektiği anlaşılmaktadır. Şunu da unutmamak lazım ki, eğlence tahripkâr gayeler, müstehcen içerikler ve alaycı amaçlar taşımamalı, bir dinlenme ve rahatlama aracı olmanın ötesine taşırılmamalıdır. İslam dînini, bu dînin itikad, ibâdet, ahlâk esaslarını, düşünce ve hayat tarzını, üstün şahsiyetlerini, kurumlarını ve şiarlarını rencide edecek her türlü eğlence gayri meşrûdur. İslâmın bir yasağının çiğnenmesine ve bir emrinin terkedilmesine yol açacak bütün oyun ve eğlencelerin de yasak olacağı açıktır. Peygamber (sav)’in meşrû ve faydalı görüp teşvik ettiği bazı eğelence türleri ise; atıcılık, binicilik, yüzme, güreş, atletizim, aile ve çocuklarla eğlenme gibi insanı eğiten yönü bulunan faaliyetlerdir. Bundan dolayı kişiyi eğlenmeye ve dinlenmeye sevkedecek oyun ve eğlencelerin; kişiyi eğiten, kaynaştıran, dînî ve kültürel değerlerine ters düşmeyen içerikte olmasına özen gösterilmesi gerekir. [1] - Râd 28 [2] - Buhârî, Îdeyn 20 [3] - Ahzâb 21 [4] - Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.6, s.116 [5] - TDV İslam Ansşklopedisi, Eğlence maddesi. Yorumlar (0)
![]() Yorum Yazın
Yorum ekleyebilmeniz için giriş yapmanız gerekiyor. Henüz bir hesabınız yoksa lütfen kayıt olun.
|


Yerköy Videolari Paylasima ve tartismaya acik Burasi Türkiye Sitesinde yayinlanmaktadir.
















