| Devir |
|
|
|
| hacilili tarafından yazıldı |
| Pazartesi, 06 Temmuz 2009 14:38 |
|
Devir :
Devir, mükellefin bülûğa ermesinden vefaatına kadar olan zaman dilimi içerisinde ibadetleri tam olarak yapamadığı hesaba katılarak, mükellef olduğu bütün müddet içindeki ibadetlerini zimmetten düşürmek amacıyla yapılacak olan ıskat için ayrılan paranın belli bir miktarını hîbe edip, tekrar hîbe yoluyla ondan geri alma ve borcun toplamına ulaşıncaya kadar bu işlemin devam ettirilip, paranın elden ele dolaştırılmasına devir denir.
Meselâ, namazların ıskâtı için ayrılan para ömrüne göre yetmeyecek olsa, bu para on fakire devir şeklinde verilir ve borç miktarı tamamlanıncaya kadar devir yapmaya devam edilir. Iskat için ayrılan para “100 Lira” olsa da, toplam borç miktarı 1000 Lira olsa, para elden ele on defa “aldım-verdim” şeklinde dolaştırılarak bin liraya tamamlanır ve ıskat tamamlanmış olur. Ondan sonra diğer ibadetlerin ıskatına geçilir ve sırasıyla hepsi için ayrı ayrı bu şekilde devir yapılır. İşlemin sonunda arada dönen para yani ıskat için ayrılan“100 Lira” fakire verilir ve borç miktarı kadar para fidye olarak dağıtılmış sayılır.
Fidye borcu hesaplanırken sadece ifâ edemediği ibadetlerle yetinilmeyip, ihtiyat açısından ölen kimsenin bulûğa erdiği yaştan vefaatına kadar olan bütün dînî mükellefiyetleri hesap edilip fidye ile ıskat edilmeye, yani zimmetten düşürülmeye çalışılır. Böyle olunca fidye olarak verilecek miktar yükselerek ödenmesi imkansız hale gelmekte ve devri kaçınılmaz kılmaktadır. Ancak bir kısım ulemâ, devir işleminin daha fazla harcama yapmak istemeyen zenginler için bir hile kapısı olmayıp, fidye borcunu başka türlü ödeme imkanı bulunmayan kimseler için âdeta son bir çâre olduğunu da vurgulamışlardır. Bununla beraber devir usûlünün yapılışı ve mâhiyeti itibariyle bir aldatmacadan ibaret olduğu, islamın ruhuna uygun düşmediği gerekçeleriyle, ilk ortaya çıktığı dönemlerden itibaren islam alimlerinin sert eleştirilerine ve bid’ât nitelendirmelerine konu olduğu görülür.[1]
Iskat ve devir işlemlerinin Kur’ân, Sünnet veya bu iki kaynaktan herhangi bir delille fıkhî hüküm elde etmede kullanılan bir usûle dayanmadığı açıktır. İbadetlerin hikmet ve gayeleri düşünüldüğü vakit görülür ki, kulun Allah’a yükselişi, ruhun huzur bulması ve kalbin mutmain olması hedeflenir. Bu gayeye mâtuf olarak ibadetler mükellef açısından birçok mânevî ve ahlâkî fayda sağladığından dolayı, bunların sıradan bir “borç-alacak” ilişkisi gibi görülmesi ve neticede ıskat işleminin bu ibadetlerin edasına alternatif îfâ yöntemi olarak gösterilmesi ibadetlerin ruhuna, hikmetine ve gayesine aykırıdır.
Diğer taraftan, ıskat ve devrin uygulamada giderek yaygınlaşması, müslümanların hayatta iken ibadetlerini ifâ etmede giderek tembellik göstermelerine, ihmalkâr davranmalarına, bu uygulamayı dinin bir emri gibi görmelerine, islam dininin bu uygulama sebebiyle yanlış anlaşılmasına ve islamın haksız saldırılara mâruz kalmasına sebebiyet verdiği de muhakkaktır. Öyle görülüyor ki, bu işlemin ilmî yaklaşımlarla bid’ât ve yanlışlardan arındırılması da kolay olmayacaktır. Zira toplumun her kesiminde kabul görmüş bu yanlış din anlayışı, âdetâ islamın olmazsa olmaz şartlarından biri gibi algılanmaya başlanmış ve terkedilmesi halinde Allah Teâlâ’dan bir belanın kendilerine dokunacağı kanaati hasıl olmaya başlamıştır. Oysa Allah Teâlâ atalarından gördüğü yanlış din inanışında ısrar edenleri şiddetle ikâz etmektedir :
وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ اتَّبِعُوا مَا أَنْزَلَ اللهُ قَالُوا بَلْ نَتَّبِعُ مَا أَلْفَيْنَا عَلَيْهِ آبَاءَناَ أَوَلَوْ كَانَ آبَآؤُهُمْ لاَ يَعْقِلُونَ شَيْئًا وَلاَ يَهْتَدُونَ
“Onlara, Allah’ın indirdiğine uyun denildiğinde; Hayır biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol)a uyarız derler. Peki, ataları bir şey anlamayan, doğru yolu bulamayan kimseler olsalar da mı (onların yoluna uyacaklar)?” [2] Bu şekilciliği ve atalardan görüldüğü gibi din adına yapılan yanlış uygulamaları önlemenin en etkili yöntemi, müslümanların ölen ebeveyn ve diğer yakınları için yapabilecekleri en makbûl hayır-hasenâtın ıskat, devir, hatim, mevlit vs. için para ödemek değil, iyi bir müslüman olarak yaşayarak kendi ibadetlerini düzenli olarak yerine getirmek ve ölen yakınlarının ruhuna bağışlamak için bolca dua etme bilincine kavuşturmak olacaktır. Zira vefaat eden bir yakınımızın arkasından okuyacağımız bir tek ihlâs-ı şerif yani kulhu vallâhu ahad, para ödeyerek okutacağımız on tane hatimden daha faziletli ve daha sevaplıdır. Bu durumda hem okuyan kazanacak, hem de ruhuna okunan ölmüş kimse. Para ödenerek okutulacak hatimde ise hem para karşılığı okuyan, hem para ödeyerek okutan günah kazanacak ve hem de ruhuna okunan ölmüş kimsenin ruhu incinecektir. Müslüman halk bu bilince erdiği gün ıskat, devir, hatim, mevlit, 40. ve 52. gün gibi diğer münâvebeli günlerin önüne geçileceği mümkün olacaktır. Zira Hak Teâlâ Kur’ân-ı Kerîm’de:
يُرِيدُ اللهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلاَ يُرِيدُ بِكُمُ الْعُسْرَ
“Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez.” [3]buyurur. - Iskât-ı savm, ıskât-ı salât ve devir işlemleri yapılırken “verdim- aldım, aldım verdim” gibi dînin özüne ve rûhuna aykırı olan hile ve kandırmacalar, din adına yapılan çirkin ve günah çıkarma gibi papazvârî birer bid’attır. İslam, bu tür hileli şeylerin yapılmalarını aslâ tasvip etmez. Eğer böyle bir şey hatâ, ihmâlkârlık veya başka bir nedenden dolayı yapılmış olursa, bu oturumdan alınan bütün paraların mutlaka muhtaç, yoksul ve hak sâhiplerine ulaştırılması gerekir. Zira oruç için fidye verilmesi gerektiğine delil teşkil eden Bakara 184. âyette, fidyenin yoksullara verilmesi gerektiği hususunda açık tâlimat vardır. Dolayısıyla yoksul ve muhtaç olmayan herhangi bir kimsenin bu paradan alması kesinlikle haramdır. İsterse bu kimse devir işleminin içinde bulunan âlim olsa da yine farketmez.
Ölen müslümanların arkasından yapılan “Iskât-ı Savm ve Iskât-ı Salât” gibi bid’atler, bugünün müslümanlarını ibadet hayatlarında büyük gevşekliğe ve gaflete sevketmiştir. İşin daha acı tarafı, cenazenin arkasından “devrine” oturanlar ise bu meseleyi tamamen bir simsarlığa ve düzenbazlığa dönüştürmüşler, işin hakikat ve özünden sapmışlardır. Zira ıskat için oturulan devir işleminde, alınacak miktarı artırmak için oruca “namaz ve yemin keffâreti” gibi daha bir sürü kuyruk eklemek, yapılan maskaralığı ve çirkinliği artırmaktır. Zira ölen kimsenin hayatı boyunca yapmış olduğu hataların ve yapmamış olduğu ibadetlerin keffâreti için ıskât işlemi yapılacak olursa, buna ölenin serveti dâhi yetmeyecek, geride bıraktığı vârislerine bir tek kuruş bırakamayacaktır. Eğer ölenin bıraktığı mirasın üçte biri keffârete denk gelene kadar “aldım-verdim, verdim aldım” şeklinde, eldeki mevcut parayı dolandırmak suretiyle devir yapılacak olursa bu; Allah’a karşı işlenmiş bir dolandırıcılık olur ki, cezası çok çetindir. Oysa dînî hayat bu tür maskaralıkları kaldırmaz ve buna asla müsade etmez.
- İbadetlerin gereğine inanmadan oruç tutmayan ve namaz kılmayan birisi için ıskât işlemi vesilesi ile verilecek olan para ne sadaka, ne de ibadet borcunun üzerinden düşmesi için bir keffâret olmayıp, sadece onun azabını artırır. Zira Allah Teâlâ kişiden kendisine ibadet ve emirlerine itaat etmesini bekler. Yoksa kimsenin, edâ etmediği ibadetlerine keffâret için vereciği bir tek kuruşa aslâ muhtaç değildir. Bunun bilincinde olmadan fidye ile oruç ve namaz borcunu telâfî etmek niyetiyle para vermek, Allah Teâlâ’nın bitmek tükenmek bilmez hazinelerin yegâne sâhibi olduğunun şuurunda olmamak anlamına gelir. Halbuki bütün kâinat O’na muhtaç, O ise aslâ kimseye muhtaç değildir.
Yorumlar (0)
![]() Yorum Yazın
Yorum ekleyebilmeniz için giriş yapmanız gerekiyor. Henüz bir hesabınız yoksa lütfen kayıt olun.
|
| Son Güncelleme: Pazartesi, 06 Temmuz 2009 14:56 |




